Ellerin ellerimdeydi -hadi dur artık zaman, sonsuz olsun bu an- serzenişteydim, Yarabbim! Durdursak şu zamanı? Kabul olmamıştı..
- Ben gidiyorum..
- Gitmesen olmaz mı (diyemedim)
Yine kaldım ortada, duam kabul olmamıştı, elma şekeri elinden alınmış çocuk misali yırtındım durdum. Oynamak istemiyordum ben bu oyunu. Hani hep sana kavuşmaya niyetlenmişken, olmamalıydı bu mutsuz sonlar..
- Peki.. diyebildim sadece sessizce.
Ve fotoğrafını çekti beynim o anın. Gözlerin parlıyordu Fatih’in işlek caddesinde. O unutamayacağım gözlerin, bir de gülüşün var ya hani.. Durmak gerekiyordu orda.. Bir ömür boyu, sessizce dinlenmek gözlerinde, feyiz almak gülüşünden, ilham perisinin adını sen koymak gerekiyordu. Perim.. Canım, eşekli ninnimin ürkek öznesi..
Seni uzaktan izlemek, sana uzaktan da olsa dokunmak, gözlerinde kendimi görmek de bir duanın kabul oluşu değil miydi ya? Yarabbim! Teşekkürler sana.. Ben onu düşlüyordum yastığa koyduğumda başımı. Duydun mu beni?
İçim kıpır kıpır, kalbim sayısız atışlardaydı, farkında değildim ayrılık vaktinin yaklaştığının. İçime burukluk düşmüştü, farkındaydım artık. Gölgeni terk etmeliydim, güneş de yok oluyordu ne de olsa?! Sıra bendeydi gidiyorum demek için..
Gözlerini arıyordum, seni görüyordum ama gözlerinde buluşmamız lazımdı. Ve nihayet metrelerce uzakta da olsak, -telefon sayesinde- buluştu gözlerimiz..
- Tuba…
- Teşekkürler Serkan…
- Teşekkür etme dur… Ben gidiyorum…
- Gitmesen…
- Gitmeliyim…
- Peki, teşekkürler tekrar…
- Teşekkür etme, görüşürüz…
Son cümlemde aczoldum, durdum düşündüm, -görüşürüz- sahi, yarını olacak mıydı bugünümüzün. -Olacaktı elbet!- Olacaksa görüşelim bir zahmet(!).
Artık ayrılmak daha zordu, o an İstanbul’u İstanbul yapan sendin… Çok seviyordum İstanbul’u. -Söylemiştim sana da- Hatta sen de çok severdin.
- Çok karışık bu şehir, ama burdaki yaşam, burdaki dağınıklık, kalabalık ve sen, sana yakınlık…
İstanbulu sevme nedenlerindi bunlar. İhtişamlı İstanbul’un özellikleri arasında gönülden kopan bir ses vardı. -BEN- Sahi İstanbul, sen gözyaşlarıma şahit oldun değil mi? İstanbul şahit gözyaşlarıma(!), diyebilir miyim gönül rahatlığıyla? Sana da teşekkürler İstanbul..
O son bakış, bu dünyadan kaçıp gitmeme neden olabilirdi ki, Emrah sirkeledi beni.
- Hadi Serkan!
- Peki tamam tamam, arayalım çocukları..
İstanbul, İstanbulum.. Ben gidiyorum, kalbim ellerinde.. İstersen soldur, istersen öldür, istersen her yerine bir “sen” doldur.. Hızlıca koptuk Fatih’ten.
Arkama bakmaya cesaret edemedim, -Kamer hızlı sür- diyordum sessizce, dinlememişti, -o zaten hızlanmıştı bile!-
Gidiyordum, sessizce değil, isyanlarla, -dönelim geri, hadi- çığlıklarla, yüreğim muhakeme ediyordu bu sonu, bilindik bir son olduğu için cezam da bilindik bir şey olmuştu: Sensizlik!
Gidiyor olmamın ne sonuçlar çıkardığını tespit etmek çok zor değil.
- Ben gidiyorum İstanbul, her şey için teşekkürler. -Umduğumu buldum ben, beklediğimizden fazlası oldu, artık gitme zamanım geldi, canım kızıyorsun ama gitmeliyim artık, hem nasıl olsa gidecektim…
Terden sırılsıklam olmuş halde uyandım, sıcak bir yaz sabahında güneş uyandırmıştı saygısızca beni. -Rüyaymış meğer- Söylendim sabah sabah iç karartıcılığıma..
.Serkan.Bektaş.

Nisan 13th, 2008 at 10:59
cok guzel olmus senın elinden hiç birşeey kurtulmazD:D:D …. basarıların devamını dılerımmmmm. kıb by.
Nisan 14th, 2008 at 18:55
tek kelımeyle harıkasınnnn yaaaaaaaaaaaaaaaaaaa