Sıfır Dediğimde

SIFIR DEDİĞİMDE – ÖYKÜ

Aslı, Güzel Sanatlar Fakültesinde Resim bölümünde son sınıf öğrencisidir. Okulun sonlarına doğru birgün, çok sevdiği sanat tarihi hocasından antika değerinde eski tarihli orijinal bir kitap ödünç alır. Sanat tarihi hocası Müfit, çok yetenekli olduğunu düşündüğü Aslı’yı doğu tarzı minyatürler konusunda yönlendirmiştir. Ne var ki Aslı, kitabın da içinde olduğu çantasını o gün kaybeder. Aynı zamanda çantasını nerede ve nasıl kaybetmiş olabileceği hakkında en ufak bir şey hatırlamamaktadır. En yakın arkadaşı, tıp fakültesi son sınıf öğrencisi Nevin, kitabı nasıl kaybettiğini hatırlamaya çalışırken gittikçe bunalıma sürüklenen Aslı’yı bir psikiyatriste götürür. Psikiyatrist Dr.Melih, rijit bilimsel fikirleri olan bir bilimadamıdır. Aslı’yı görür görmez teşhisini yapar: Dissosiyatif Amnezi. Ve bu tanıya en iyi cevap veren tedaviyi uygulamak ister. Hipnoz. Aslı başlangıçta çekinse de hipnoz olmayı kabul eder. Melih, böylece Aslı’yı hipnoz seansı içinde, kitabı kaybettiği güne geri gönderir. Aslı o gün yaşadıklarını, zihninde tekrar yaşar. Kitabı bir telefon kulübesinde kaybettiği ortaya çıkar. Gizemli konulara meraklı olan Nevin’in ısrarları ve Melih’in, Aslı’nın bir başka psikiyatrik rahatsızlığı olup olmadığını anlamak istemesi, Melih’in hipnoz seansına değişik bir yön vermesine sebep olur: Aslı’yı telefon kulübesinin önünde bekletir ve çantasını kimin aldığını gözlemlemesini ister. Telefon kulübesinde bekleyen Aslı, kısa bir süre sonra yaşlı bir kadının çantayı farkedip, alıp ve uzaklaştığını görür. Melih, Aslı’ya telkin eder: “Yaşlı kadını takip et”. Aslı takip ederken ve gördüklerini seansı takip eden Melih ve Nevin’e anlatırken, birden, korku içinde irkilir. Hipnoz dünyasının içinde tanımadığı birisi tarafından gözetlenmektedir. Dehşet içinde kalan Aslı, aceleyle uyandırılır. Reel dünyadan hipnoz dünyasına geçişlerle, gizemli karakterler ve gizemli olaylar gün yüzüne çıkacaktır. Yıllar boyunca gizli kalmış aile sırları, doğu masallarının gizemli dünyasına yapılan bir yolculuk, İstanbul açıklarındaki gizemli Burgaz Ada’ya, gecenin içinde yapılan bir vapur yolculuğuyla keşfedilecektir.

SIFIR DEDİĞİMDE
PLOT

Genç bir kız okulundaki hocasından ödünç aldığı değerli bir kitabı kaybeder. Kitabı nerede ve nasıl kaybettiğini hatırlayamayan kız bunalıma sürüklenince en yakın arkadaşı tarafından bir psikiyatriste götürülür. Psikiyatrist, hipnozla kızın kitabı bulmasına yardım ettiği sırada hipnoz içinde beklenmedik şekilde yabancı bir adamla karşılaşır. Hipnoz içinde karşılaşılan gizemli bir adam ve dış dünyada gerçekleşen beklenmedik bir kovalamaca ile gizemli olayların kapısı aralanmaya başlamıştır. Geleneksel Türk masalları ve hipnoz dünyasına geçişlerle unutulmuş bazı gizemli kişi ve olaylar tekrar hatırlanacaktır.

MASALLAR

Bir Sine-Masal.
Geleneksel masallar, C.G.Jung’un deyimiyle toplumsal alt benliğin derin izlerini taşırlar. Yüzyıllar boyu kuşaktan kuşağa aktarılan, büyükannelerin bir kandil ya da ocağın ışığında etrafına topladığı torunlarına anlatageldiği, sonra da o torunların yaşlanıp büyükanne olduğunda bambaşka ufaklıkların hayalgücünde yeni ve heyecan verici dünyalar kuran hem yerel hem de evrensel anlatılardır, masallar. Bizim masallarımız ise kendi kültür kodlarımızın sergi alanı gibidir.
Türk masalları kültür dünyamızda hakettiği ilgiyi görmüyor. Küreselleşme ya da postmodernite “yerel” hayatlarımızı kuşattıkça geleneksel olan, klasik olan unutulmaya yüz tutuyor. Her biri kültürümüzde çok katmanlı anlamlara sahip Kaf Dağı, Zümrüd-ü Anka, devler, saraylar, yeraltı ülkeleri, cinler, periler; İstanbul’dan ta Çin’e kadar uzanan bir coğrafyanın yüzyıllar boyunca hayalgücünde yaşamış, 1001 Gece masallarıyla batı edebiyatını da derinden etkilemiş devasa bir birikim. Türk sineması, eğer “bizim sinemamız” olacaksa, bu Kaf Dağı kadar heybetli kültürel birikime kayıtsız kalmak elbette ki doğru olmayacak. “Sıfır Dediğimde”nin öyküsü temelinde işte bu tarihsel ve toplumsal alt benliğe yaslanıyor. Geleneksel Türk ve doğu masallarının semantik ve sinemasal bir yansımasıdır “Sıfır Dediğimde”.HİPNOZHipnoz, gizemleri henüz çözülememiş insan beyninin, mevcut hallerinden biri. İnsan beyni bütün evrende bilebildiğimiz kadarıyla en karmaşık yapı. Böyle olunca da gizem ihtiva ediyor olması kulağa garip gelmiyor. Hipnoz hali, uykuya benzediği için uzun yıllar boyunca uykunun değişik bir durumu olarak algılanmış olsa da son dönemlerde hipnozun fizyolojik anlamda uyku ile bir benzerliği olmadığı ortaya çıkmıştır. Hipnoz bugün tıpta bazı ruhsal rahatsızlıkların tedavisinde kullanıldığı gibi kitle iletişi araçlarında şov amacıyla da kullanılabilmektedir. Hipnozun bilimsel değeri bir yana, farklı bir bilinç düzeyini temsil ediyor oluşu hipnozun edebiyata ve sinemaya da sıkça konu olmasıyla sonuçlanmıştır.

Sıfır Dediğimde ise hipnoz etrafında bir öyküyü anlatırken hipnozu “gerçeklik”ler arası bir geçi aracı olarak kullanıyor. Hipnoz; masallar, rüyalar ve gerçek dünya arasında bir köprü hatta bir metafor ortamı olarak karşımıza çıkıyor.

Dissosiyatif Amnezi; insanın yaşadığı ruhsal bir travma sonrası yaşadığı geçici bir hafıza kaybı olarak tanımlanabilir. Kişinin hafızasından, yaşadığı bir zaman dilimi, hiç olmamış gibi yok olabiliyor. Ve hipnoz, bilinç düzeyinde hatırlanamayan bu zaman dilimini farklı bir bilinç düzeyindeki izlerini ortaya çıkarmada, bugünün tıp bilimi tarafından da kullanılan geçerli bir yöntem.

Sıfır Dediğimde’nin öyküsünü anlatırken elimizde farklı bilinç düzeyleri arasında geçişi sağlayan bir köprümüz var: Hipnoz.

PSİKİYATRİ:

Psikiyatri ve sinema her zaman iç içe olmuştur. En sevilen filmler içinde One Flew Over Cuckoo’s Nest, Twelve Monkeys gibi psikiyatri ile yakından ilgilenen çok sayıda film olduğuna şahit oluyoruz. İnsan ruhunun gizemleri, edebiyatı olduğu gibi sinemayı da derinden etkilemeye devam ediyor. Modern psikiyatrinin gelişimi içinde de değişik akımlar, zaman zaman günyüzüne çıkıyor ve baskın bir hal alabiliyor. Sıfır Dediğimde, bugünün psikiyatrisi içinde önemli iki ekolün temel fikirlerini de tartışmaya açıyor. Bu ekollerden bir tanesi Freud ismiyle temsil edilebilecek daha geleneksel olan, terapi üzerine kurulmuş bir sistem. Diğeri ise psikiyatrinin son dönemlerinde daha belirgin hale gelen biyolojik psikiyatri. Sıfır Dediğimde’de, Dr.Melih Yoncakul’u (Hazım Körmükçü) bu iki ekol arasında gidip gelen bir psikiyatrist olarak göreceksiniz.

SEMBOLLER:
Doğu’nun gizemi, sembollerle kurulur. Şehrazat’ın anlattığı her öykü hem iç içedir hem de derdini anlatırken çok farklı sembolleri ard arda sıralar. Doğu’da hiç bir öykü doğrudan hedefine gitmez. Ortada görünen bir şeyler her zaman olsa da görünmeyen ve daha kıymetli olan şeyler hep gizli ve gizemli kalır. Ve dünyanın gizemli başkenti İstanbul’da geçen Sıfır Dediğimde; öykü anlatımı yönüyle hem doğulu öykücülüğe hem de batı anlatım tekniklerine yaslanmıştır. Eski ile yeni, zahir ile batın, doğu ile batı, gerçek ile hayal iç içedir, Sıfır Dediğimde’de.

İnternet sitesi: Sıfır Dediğimde